• 22 Nisan 2021 Perşembe
AĞIR ÇEKİM SAVAŞA D 0 Yorum1 BEĞENİ
AĞIR ÇEKİM SAVAŞA DOĞRU

AĞIR ÇEKİM SAVAŞA DOĞRU

23 Şubat 2020 Pazar          

 


Dr. Ataalp PINARER
AĞIR ÇEKİM SAVAŞA DOĞRU
 
Olası Senaryolar ve En Uygun Hareket Tarzı
 
Suriye rejim güçlerinin geçen hafta başında Halep’in güneyinde başlattıkları operasyon, Halep ve kırsalının hemen hemen tamamen rejim güçlerinin kontrolüne girmesi ile sonuçlandı. 
 
Buna karşılık Türkiye’nin desteklediği muhalifler Perşembe günü Serakib’in batısında stratejik konumdaki Neyran kasabasına Türk obüs ve çok namlulu roketatarlarının desteğinde hücuma geçti. Hatta bazı Türk tank ve zırhlı araçlarının da Rejim hatlarına doğru harekete geçtiği bilgi ve görüntüleri basın ve sosyal medyaya düştü. Rejim savunma hatlarının kırılması sonucu devreye Rus uçakları girdi ve bu sayede Rejim güçleri bu hücumu püskürtü.  Rus Su-24 uçaklarının saldırısı sonucu Türk birlikleri 2 şehit, 5 yaralı verdi ve bazı araç zayiatına uğradı. 
 
Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Türk Dışişleri personeli 15 Şubat’ta Münih’te ve 17, 18 Şubat’ta Moskova’da Rus dışişleri heyeti ile görüştü. Ancak Rusya’nın kararlı tutumu değişmedi.  CB Erdoğan ve Rus mevkidaşı Putin ile 21 Şubat Cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Erdoğan İdlib’te çözümün Soçi Mutabakatının tam olarak uygulanmasından geçtiğini belirtti. Ancak telefon görüşmesinden; sadece zaten tamamen çökmüş olan Astana Zirvesi ve Soçi Mutabakatına her iki tarafın bağlı olduğu yönünde, muğlak, açık bir anlam ifade etmeyen, belki biraz daha zaman kazanmaya yönelik bir açıklama çıktı.
 
Bilindiği gibi, Astana ve Soçi'deki anlaşma ve görüşmelerde İdlib'deki aşırılık yanlılarının ağır silahlardan arındırılması ve Rus üslerine saldırmayı bırakmaları kararlaştırılmış ve başından gerçekleştirilmesi neredeyse imkânsız olan bu konunun gereğinin yerine getirilmesi Türkiye’ye bırakılmıştı.
 
İdlib’e yönelik Türk birliklerinin intikal ve takviyesi devam ediyor. Türkiye bölgeye yüzlerce tank ve zırhlı araç ile ÇNRA (Çok Namlulu Roketatar), top ve obüsten oluşan ateş destek unsurları ile beraber 15-20 bin kişilik bir kuvvet konuşlandırmış durumda.
 
Türkiye Suriye rejim güçlerinin Soçi Anlaşmasındaki sınırlarına çekilmesi için Şubat ayı sonuna kadar zaman vermişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçen hafta Meclis Grup Toplantısında İdlib Harekâtının artık an meselesi olduğunu söyleyerek adeta son uyarısını yapmıştı.  
 
BM tarafından Suriye’nin meşru hükümeti olarak tanınan Suriye rejiminin, kendi devlet sınırları içinde egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması ve yeniden tesis edilmesine yönelik kararlılığı devam ediyor. Şu ana kadar kazanımlarının getirdiği moral avantajı ile muhalif unsurlara ve onların desteğindeki Türk kuvvetlerine saldırılarının devam etmesi bekleniyor.
 
Görünen durum şu ki; Türkiye, adeta ağır çekimde, BM tarafından tanınmış bir devlet olan Suriye ve onun desteğindeki Rusya ve İran milisleri ile adı konmamış bir savaşa doğru sürüklenmektedir. 
 
Böyle bir çatışma; ister Türkiye’nin zaferi ile veya tersi bir durum ile sonuçlansın Türkiye’nin çıkarları ile örtüşmemektedir.
 
Türkiye kazansa bile; Rusya ile çok hassas bir çizgide sürdürülmeye çalışılan ilişkiler kopacak, güneyimizde Türkiye’ye düşman ve her an intikam almak için fırsat kollayan bir devlet ile komşu olacağız. Buradaki IŞID ve El-Kaide bağlantılı aşırılık yanlısı terörist gruplar güçlenerek hem Türkiye, hem bölge ve Avrupa-ABD’ye tehdit teşkil eder hale gelebilecekler. İdlib adeta ikinci bir Afganistan’a dönecek.
Hatta Türkiye barış ve istikrarı tehdit eden terör yapılanmalarını destekleyen bir devlet olarak bile görülebilecektir.
 
Türkiye kaybederse, yine Rusya’yı kaybedeceğiz. Güneyimizde yine bize düşman bir ülke yaratmış olacağız. Oradan kaçan yüzbinlerce göçmeni ve aralarına karışmış olan radikal teröristleri ülkemize kabul etmek zorunda kalacağız. Bu yenilgi ve yeni göç dalgası Türk iç politikasında AKP iktidarının tasfiyesine yol açan gelişmelerle de sonuçlanabilecek.
 
Savaş durumunda her hâlükârda; doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusunda daha zayıf bir konuma sürükleneceğimiz; son zamanlarda geliştirilen “Mavi Vatan” stratejik konseptinde geri adım atmaya zorlanacağımız; ABD-AB genelinde pazarlık marjımızın daralması ve kaldıraç olarak kullanabileceğimiz stratejik unsurların kalmaması neticesinde yeni emrivakilere zorlanabileceğimiz bir konuma itileceğimiz çok açık... Böylesi zayıf ve yalnızlaşmış bir duruma düşmüş Türkiye’ye karşı, Kıbrıs Rumları ile Yunanistan ikilisinin arkalarına İsrail, Mısır, ABD ve AB devletlerini alarak çılgınca hamlelere girişme riski de çok fazla artacaktır.
 
Türkiye’nin halen savunduğu ancak tatbik kabiliyeti olmayan çözüm; mevcut durumun yani Soçi Mutabakatını sürdürülmesi. Ancak mevcut mutabakat şartları güncel gelişmeler karşısında uygulanamaz duruma gelmiştir. Sahadaki gelişmeler başka çözümü dikte etmektedir.
 
Her taraf için kazan-kazan formülü içeren çözüm karşılıklı anlaşma ile Suriye tarafı ile nihai barışa varılması ve hedef gözetmeksizin sivil halka saldırmak gibi insan hakları ihlali niteliğindeki uygulamalar yerine daha kabul edilebilir, polisiye tedbirlerle İdlib’in terörist unsurlardan arındırılarak Suriye’nin toprak bütünlüğünün tekrar tesis edilmesidir. Geçiş aşamasında Türkiye ve uluslararası kuruluşların koruma, kontrol ve denetiminde, rejimden kaçan sivil halkın rehabilitasyonu için güvenli bölgeler kurulabilir. Suriye yönetiminin daha demokratik ve insan haklarına saygılı bir rejime dönüşmesi için danışmanlık verilebilir ve ilgili uluslararası kurumlarca bu konuda denetim ve gözetim çalışmaları gerçekleştirilebilir. Bu çözümde Rusya ile ilişkilerimiz kopmayacağı gibi Suriye ile de daha iyi ilişkilerin tesis edilmesi ve Suriye’nin tekrar inşa edilmesinde önemli bir role sahip olunması başarılabilecektir. Bu çözüm doğu Akdeniz ve Kıbrıs stratejimizin daha güçlü olarak sürdürülmesini sağlayacaktır. 
 
Özetle daha güçlü, jeopolitik menfaatlerini koruyan, etkin ve müreffeh bir Türkiye ancak İdlib’te bu çözümle yani barış seçeneği ile sağlanabilir.
 


712 Görüntülenme Sayısı
Kategori : ANALİZLER
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *